Translate

28 Kasım 2014 Cuma

Primal Kural 2. Zehirli şeyleri yemeyin



İnsanoğlunun dünyanın her köşesine yayılabilmiş olmasının bir nedeni de dünya üzerinde bulunan hayvan ve bitkilerin büyük bir çoğunluğunu tüketebiliyor olmaları olsa gerek. İlk insanlar yeni besin maddelerine alışırken özellikle koku ve tat duyularına güveniyorlardı muhtemelen. Ve yine bu nedenle hemen hemen herkes tatlı şeylerden hoşlanır. Çünkü tatlı olan bir şey büyük olasılıkla (doğada) zehirli değildir. 

Günümüzde artık doğadan bilmediğimiz şeyler toplarken zehirlenme olasılığımız yok denecek kadar az (ülkemizde her yıl olan mantar zehirlenmelerini saymazsak). Ama yediğimiz ürünlerin içindeki zehirli maddeler de hiç günümüzde olduğu kadar fazla olmamıştır muhtemelen. Mark Sisson'a göre bu zehirler şekerler, kimyasal olarak şekli değiştirilmiş yağlar, ağır işlemlerden geçerek paketlenmiş, kızartılmış ve koruyucular eklenmiş diğer besin maddeleri. Ayrıca Sisson bütün tahıllar ve tahıl ürünlerini de vücuda zararlı ürünler arasında sayıyor. Bunlar buğday, pirinç, mısır, makarna, kahvaltılık çıtırlar, ve bunlardan üretilen ekmek, kraker, kek, vb bütün diğer ürünler. Ayrıca daha az zararlı olmakla birlikte bütün kuru baklagiller de yine bu listede.

Bunun nedeni de hem insan mide-barsak sisteminin bu ürünleri tüketmek için yeterli bir adaptasyon göstermemiş olması hem de bu ürünlerdeki yüksek karbonhidratın beden üzerinde zararlı etkileri olması.

Tahılların tüketiminden hemen sonra (tam tahıl olsa bile) kan şeker düzeyi ani bir artış gösteriyor. Bu ani artış sağlık için iyi değil. Bu durumda pankreas hızla insülin salgılıyor ve kandaki şekeri kas, karaciğer ve yağ dokularının içine çekiyor. Ancak kandaki ani şeker artışına yanıt olarak oluşan ani insülin salgısı o kadar etkili ki, kan şekeri bu kez de aniden düşüyor ve bir çok insanın aşina olduğu zihinsel bulanıklık, fiziksel yorgunluk, ve hemen bir şeyler yeme isteği ortaya çıkıyor. 

İnsülinin görevi kandaki şekeri kas, karaciğer ve yağ dokusuna depolamak olduğu için, ortamda çok miktarda insülin bulunması vücuttaki yağ dokularından enerji kaynağı olarak yararlanılmasını da engelliyor. Yani insülin yağları yakmayı engellediği gibi yediğiniz şekerden de sürekli yağ yapıyor!

Vücutta insülinin yaptığı işin tersin yapan glukagon adındaki hormonun görevi ise bedende depolanan enerjiyi kana çekerek kullanılmasını sağlamak. Ama vücutta insülin çok miktarda olunca glukagon genellikle düşük düzeylerde oluyor. O zaman da kanda yeterince şeker olmayınca beyniniz (ki şekerle çalışır kendileri) size "şimdi ye, hemen ye, hem de tatlı bir şeyler olsun" şeklinde bir mesaj gönderiyor. Siz de tatlı bir şey yiyorsunuz (mesela bir dilim ekmek), kan şekeriniz birden yükseliyor, insülin birden salgılanıyor ve yaklaşık bir saat sonra yine kendinizi aç buluyorsunuz... Tanıdık geldi mi?

Aslında olay basit. İnsülini dengelemeden kilo veremezsiniz. Kiloyu geçin, yıllar boyunca insülin sistemini bu kadar zorlarsanız bir süre sonra tip 2 diyabet (yani şeker hastası) olmanız işten bile değil.

Ama kuru baklagiller ve tam tahıllı ürünler sağlıklı mi diyorsunuz? Belki de sandığınız kadar sağlıklı değillerdir. Ekmeksiz yapamam mı diyorsunuz? Belki de yapabilirsiniz ve nasıl hiç aramadığınıza şaşabilirsiniz.

Çünkü bu beslenme biçimi insanı sanki içeriden saran bir sıcacık hırka gibi. Hiç acıkmadığınız gibi kendinizi hiç bir şeyden yoksun kalmış gibi de hissetmiyorsunuz. 

Devamı geliyor...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder